WoW…

Her gün yeni bir şey ilgimi çekiyor. Bakıyorum, hoşuma giderse yakından bakıyorum, belki bir zaman takılı kalıyorum… O şeyin kendini yenilemesi, benim o şeye olan ilgimi sürdürüyor, bu da takılı kaldığım süreyi belirliyor. Kimi zaman bir iki dakika, kimi zaman bir ömür…

Dün keşfettim blog yazarlığını. Görüyorum ki çok geç bir keşif ama olsun. Önemli olan ilk keşfedenlerden biri olmak değil nasılsa. Yazarlıktan, yazılanları yayınlamaktan bahsederken araştırmaya başladığımda buldum, yapılan işlere baktım, yorumlara, ödüllere, ödüllülere, hobi olarak yapanların sayfalarına mesleği blogger olanlara… Biraz daha yakından bakmaya karar verdim.

Zor oldu başlamak. Bütün isimler alınmış, bütün şablonlar kullanılmıştı. Önemli olan kimsenin yapmadığı bir şey yaratmak da değil, şimdilik sadece bakıyorum diye birkaç deneme sonrası bir isim bulup blog sayfasını yarattım. Konu bulmak gerekliydi sonra.. Öyle boş boş dursun diye yapmadım ya? Bu ara en çok neden bahsediyoruz diye düşününce konuyu da bulmuş oldum 🙂

Biz aslında bu ara en çok işlerden, ekonomiden, parasızlıktan, yeni fırsatlardan bahsediyoruz. Sonra sıkıntılardan kaçmak, para harcamadan güzel vakit geçirmek için dünyanın en popüler oyunlarından biri olan World of Warcraft’a kaçıyoruz. Bu ara en çok konuştuğumuz konuysa bu oyunun bizde bağımlılık yarattığı, daha az oynamamız gerektiği vs. vs.

Önce nedir bu oyun biraz ondan bahsedeyim. Oyun internet üstünde online oynanan, diğer oyuncuları da gördüğünüz, iletişime geçtiğiniz online multiplayer games dedikleri türden bir oyun. Önce girip kendinize bir karakter yaratıyorsunuz. Saçını, gözünü, cinsiyetini, kabiliyetlerini seçiyorsunuz. Pek keyifli bir iş gerçekten. Saçının rengini, kaşını gözünü değiştirmek, beğenmeyip başka türlü yapmak… Sonunda beğendiğiniz bir tipi yaratıp oyuna başlıyorsunuz. Herşey öyle gerçekçi ki.. Yarattığınız, isim verdiğiniz karakter bir dünyaya iniyor. Diğer kişilerin karakterleriyle konuşabiliyorsunuz, dans edip gülebiliyor, siz ne isterseniz onu yapıyor 🙂 Psikolog ve sosyologlara iyi bir inceleme konusu.. Eminim inceleyen de çok insan vardır… Neyse sonuçta oyunun amacı ne diye soracaksınız aslında bu tamamen size kalmış. Hayatın amacı ne ki? İşte hepimiz bir iş ediniyoruz, para kazanıyoruz, kazandığımızı harcıyoruz, yeni eşyalar, kıyafetler almaya daha iyi yaşamaya çalışıyoruz, paramız bitince ya da bitmesin diye bir yandan çalışmaya devam ediyoruz. Oyun da böyle… Tek farkı gerçek hayatta uzun zamanda erişebildiğiniz ödüller burada kazandığınızı hissettirir hızda elde ediliyor. Daha çabuk büyüyor oyuna göre level atlıyorsunuz, kıyafetler, fantastik diğer insanların özeneceği binekler, kıyafetleri gerçek hayata kıyasla daha az bir çabayla elde ediyorsunuz. Level 30’da bir binek sahibi olabilirsiniz oyunda gerçek hayatta da 30’lu yaşlarınızda bir arabanız olabilir. 30’lu yaşlara gelmek 30 yıl sürerken (yemeden içmeden oynayıp bir iki gün de sürebilirken makul ölçülerde oynayarak) 1-2 haftada level 30 olabilirsiniz. Bir zanaat sahibi olup yaptıklarınızı oyunda Ebay benzeri bir yerde satıp para kazanabilirsiniz. Bir nevi sanal hayat aslında. Arkadaşlıklar edinip, omuz omuza bir şeyleri başardığın, sonunda da ödülünü aldığın daha tatmin edici ama sanal bir hayat…

Şimdiden bağımlılık yarattığına hemfikir olmuş olabilirsiniz 🙂 Alkoliklerin inkar etmesi gibi gelecek kulağa ama gerçekten sadece konu olarak bunu seçtiğim için böyle ballandıra ballandıra anlatıyorum. Neyse.. Oyunda görev yapıp level’ınız yükselirken arkadaşlıklar kuruyor, hep birlikte oynadığınız kişilerle (insanın doğası gereği sanırım) bu oyunda guild dedikleri bir nevi klanlar oluşturuyorsunuz. Grubunuzu temsil eden ortaçağdaki şovalyelerin giydiği gibi tabard dedikleri bir bez parçası 🙂 giyiyorsunuz. Bir gruba ait olduğunuz da belli oluyor yani. İnsanlar sizi görünce bilinen bir grupsa grubunuz ona göre daha bir itibar gösteriyor. Gerçekten insanın içinde gizli kalmış ne kadar ait olma, bir şeyler kazanma, iyi şeylere ulaşma, bir şeyler yaratma, yarattıklarına değer verilmesi güdüsü varsa tatmin ediyor.

Gelelim asıl konumuz olan bağımlılığa… Geçen gün şirkette mutfakta öğle yemeğimi yerken diğer arkadaşların muhabbetlerini dinledim. İzledikleri dizileri büyük bir iştahla anlatıyor, izlemeyen arkadaşları izlemeye ikna etmeye çalışıyorlardı. Kendi ailemi düşündüm, onlarında izledikleri bazı dizileri… Eve gelince insanların alışkanlıklarını… Yemek yiyip tv karşısına geçmelerini… Hep savunduğum bir şey; hiç olmazsa benim oyunumda televizyon denen ışıklı pencereden farklı olarak insanlarla iletişime geçerek bir şeyler paylaşıyoruz… Tartışılır tabi… Oyun oynamayan tüm arkadaş ve akrabalarımla tartıştığımız bir konu… Diyorum ki ben de aslında sizin gibi işten eve gelince tv karşısında yemeğimi yiyorum, sadece siz dizilerinizi seyrederken ben o dizilerde oynuyorum. Dediğim gibi tartışılır… İnsan sonra düşününce peki bana ne katıyor diye çok fazla cevap da veremiyor. Epic (çok kıymetli) itemlar (balta, kılıç, kıyafet vb.) toplamış, çok hızlı binekler edinmiş olmanın gerçek hayatta bana ne faydası var? Eh okulda öğrendiğimiz, (ben 3 yaşında başlamıştım okula) kendi adıma okuduğum 20 yılda edinmiş olduğum bilgilerin ne faydası var? Eskilerin altın bilezik dedikleri bir zanaatım var mı oyundaki mücevher işçiliğim, terziliğim gibi diye düşünüyorum. Şu an çalıştığımız işler gibi değil de hani bir beceri, bir marifet, ele gelir bir şey. Ortaya koyup işte bunu ben yaptım diyeceğiniz, değerli, biraz kaba tabirle para kazandırır bir şey. Neyse… Sonuçta oyunu azaltıp diğer insanlar gibi tv karşısında çürümek pek cazip gelmiyor. Bakalım belki bu blog yazarlığı biraz dünyadaki günlerimizi keyiflendirir…

Okuyanlara teşekkürler 🙂

Related Posts with Thumbnails

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *