Star Wars: The Old Republic

Süper oyun geliyor süper 🙂

Yayıncılar:

Yaratabileceğiniz karakter tipleri için birkaç örnek:

Özetle filmin içindeymişsiniz gibi oyun karakterleriyle konuşarak yolunuzu bulduğunuz, yaptığınız seçimlerle kaderinizin değiştiği bir oyun. Şimdilik karakterler hep insan tasarlanmış ama eminim yeni karakterler de eklenecektir zamanla.

Genel hatlarıyla oyunu görebileceğiniz bir link:

http://www.swtor.com/media/trailers/developer-walkthrough

People of the Shire

Bu ara memleket hasreti çeker gibi LoTRO karakterlerimi özlüyorum 🙂 Özellikle de burglar olan hobbit’imi, evimi, tarlada ekip biçmeyi… Bu oyunun gerçekten insana huzur veren, kendini evinde hissettiren bir yanı var.

(more…)

Oyun Dili

Oyunlarda kullanılan kısaltmalar, anlamları… Oyunların çoğu İngilizce, oynayanlar da her memleketten olduğu için elbette kısaltmalar da İngilizce 🙂 Bildiğim/gerektiği kadarıyla çevirdim.

* A
AC: Asheron’s Call (http://ac.turbine.com/)
AFK: Away From Keyboard (Klavyeden Uzakta)
Aggro/Hate: To gain attention of a mob (Bir yaratığın nefretini kazanıp kendinize saldırtmak. Genelde Aggro  ‘get aggro’ or ‘lose aggro’ derler. Bu yaratığın sana saldırmasını sağla, ya da saldırmamasını sağla anlamlarına gelir)
Alt: Someone’s second/and or not so advanced character (Birinin alternatif, daha az donanımlı oyun karakteri)
AoE: Area of Effect (Alan etkisi / iyileştirirken ya da zarar birden fazla kişiye etki etmek anlamında)
AoC: Age of Conan (http://www.ageofconan.com/)

(more…)

Private Servers

Ben bu oyun hastalığından kurtulamayacağım belli.. Bari keyfini çıkarayım.

Private server wow’lara dadanmıştık ne zamandır. Önce wow legacy, şimdilerde molten wow’dayız…

Güzel yanı retail’ın 10 katı hızlı level atlayıp skill yapmak, bedava oynamak.. Kötü yanı bedava oyun oynayan veletlerle beraber oynamak. Biz yine retaildan bazı arkadaşlar ve bu serverda bulduğumuz olgun arkadaşlarla birlikteyiz hiç fena değil.

Bu serverda oyun oynamak için; (more…)

Fotoğraflar, temalı resimler, iconlar ve diğerleri

Son zamanlarda kendimi web sitesi yapmaya verdiğimden bolca internette araştırma yapıyorum işte karşıma çıkan güzel resimleri ücretsiz ya da ücretli alabileceğiniz sitelerden biri. http://www.pixmac.com/free-pictures

Daha da güzeli eğer fotoğrafçılık merakınız varsa bu sitede çektiğiniz güzel resimleri satmaya da çalışabilirsiniz.

sansüresansür.org

Hayvan cemiyeti, internette yaşam ve sonrası…

Facebook’ta bir oyuna takıldık son zamanlarda… Bir akrabamızın küçük kızı rica etti onunla oynamamızı, davet etti, kabul ettik. Bir de girdik ki bazı müşterilerimiz, iş arkadaşlarımız çoktan keşfetmiş de oynuyorlarmış. Çok basit, komik bir oyun aslında. Önce kendinize bir “pet” yani ev hayvanı yaratıyorsunuz. Sonra ona bir isim veriyorsunuz ve cemiyette yer edinmek için sağlığına, temizliğine mutluluğuna dikkat ediyorsunuz. Elbette alışveriş hastalığını tatmin etmek ve insanları oyuna bağlı tutmak için cici bici şeyler var satın almak isteyeceğiniz. Onları almak için para biriktirmeniz lazım. Arkadaşlarınızı ziyaret ederek, ip atlayıp top oynayarak, hayvanınızı temizleyerek (sandığınız var bir tane içinde de sabun, alıp sabunu yıkıyorsunuz komik şeyi) para biriktirip sonra da alışveriş yapabilirsiniz.

Neler yok ki? Ev eşyaları, kıyafetler, duvar kağıtları, yemekler, süs eşyaları, oyuncaklar… Oyunu oynadıkça cemiyetteki öneminiz artıyor. Popüler oluyorsunuz, nüfuzlu oluyorsunuz, buna göre evinizin oda sayısı artıyor… Arttıkça içini eşyalarla doldurmak istiyorsunuz.. Tam bir kısır döngü… Tam bir hastalık. Gerçekten bizi (yani tüm insanları) iyi analiz etmek, zayıflıklarının üstüne topla tüfekle gitmek için iyi bir yer bu facebook, bu oyunlar… Herşeyimizi ellerimizle veriyoruz. Lüks eşyalar mı seviyoruz, ne tür müzik dinliyoruz, hangi artistler favorimiz… Lütfen seveceğimiz türde bir film, müzik yapın biz de satın alalım işte size sevdiğimiz şeyler diyoruz.

Ha, gel vazgeç o zaman sil profilini diyor olmalısınız. Bir yandan da taktir etmiyor değilim. Aferin adamlara, kendi isteğimizle hiç zorlamadan pek de güzel katıldığımız bir ortam. Kıskanıp çamur atmanın ne faydası var ki? Gelecek internette şekillenecek. Bunu inkar edip eve kapanıp çayıra çimene koşmanın faydası var mı? Herkese, her bilgiye ulaşılan bu yerde insanlar para kazanacak (çoktan kazanıyorlar da daha çok insan kastettiğim) ve biz orada olmazsak onların dışında olacağız…

WoW, hayat, bloglar vs…

Oyundan bir arkadaşın bebekleri olacak… Karısı ikizlere hamileymiş. Oyunu bırakmaya karar vermiş. Herkes gibi “Beni esir ediyor, hayatım oldu, kaçmam lazım” diyecek sandım. Hep aynı şeyler, dedi. Hep aynı şeyler, para kazanmak için görevler yapıyoruz, kıyafetlerimizin kalitesini yükseltmek için para harcıyoruz, sonra yine görevler yapıyoruz para kazanmak için… Çok tanıdık geldi kulağa…

Keşke hayata da böyle sıkıldım hep aynı şeyler diyerek ara verebilsek. Oyun hesabımızı kapatır gibi bir süre yaşamayıp sonra şevkimiz gelince yaşamaya devam edebilsek. Hiç zevk almasak da hep yaşamaya devam etmek zorunda olmak sanırım asıl zevk vermeyen. Keşke bu oyunun içinde yaşasak diye düşünmüştüm bir kere, her şey belli. Görevleri yap para kazan, avlanmaya git para kazan, iyi satılan şeyleri topla, sat para kazan… Belki hayatta da böyle şeyler vardır da biz içinde olduğumuzdan göremiyoruzdur. Biraz uzaktan baksak belki daha kolay olacak. Hem gerçek hayatta daha çok seçenek var. Çok üfürükten bir şeyi bile zanaat diye satıyor insanlar. Belki biz çok konsantre olduk üç kuruş kazandıran görevlerimize daha çok kazandıran görevler var mı, insanların çok aldığı şeyler neler göremiyoruz.

Mesela internet, teknoloji, oyunlar, networking… Oyunu oynayanlar anlayacaktır, eski dünya görevleri artık çok kazandırmıyor, yeni dünya görevlerinin hem ödülleri hem gelirleri daha iyi 😉

Şimdilik hiç okurum olmadığına göre rahat rahat yazabilirim. Nişanlım bir yazar. Gerçek bir yazar ama kitabı yok basılmış henüz 🙂 Ama yazdıklarını okuyorum bence o gerçek bir yazar. Elbette kitap okumak, yazmak kültürü hala var. Hala eski usül akşam evde yumuşak bir ışıkta oturup keyifle kitap okuyan insanlar var. Ama e-kitaplar, bloglar, internet dergi ve gazeteleri, forumlar daha revaçta. Hele bu blog işini çok sevdim ben. Gerçekten öyle profesyonel yazılar var ki… Hem işin güzel yanı wow-tv karşılaştırmasındaki gibi bloglar interaktif. Gazete ya da kitabın yazarına da zorlarsanız ulaşıp yorum yaparsınız ama bloglara yorum yapıp interaktif tartışmalara bile girebilirsiniz. Yine de elbette hiçbir zaman şöyle keyifle kaykılıp kitap okumak gibi olmaz 🙂

WoW…

Her gün yeni bir şey ilgimi çekiyor. Bakıyorum, hoşuma giderse yakından bakıyorum, belki bir zaman takılı kalıyorum… O şeyin kendini yenilemesi, benim o şeye olan ilgimi sürdürüyor, bu da takılı kaldığım süreyi belirliyor. Kimi zaman bir iki dakika, kimi zaman bir ömür…

Dün keşfettim blog yazarlığını. Görüyorum ki çok geç bir keşif ama olsun. Önemli olan ilk keşfedenlerden biri olmak değil nasılsa. Yazarlıktan, yazılanları yayınlamaktan bahsederken araştırmaya başladığımda buldum, yapılan işlere baktım, yorumlara, ödüllere, ödüllülere, hobi olarak yapanların sayfalarına mesleği blogger olanlara… Biraz daha yakından bakmaya karar verdim.

Zor oldu başlamak. Bütün isimler alınmış, bütün şablonlar kullanılmıştı. Önemli olan kimsenin yapmadığı bir şey yaratmak da değil, şimdilik sadece bakıyorum diye birkaç deneme sonrası bir isim bulup blog sayfasını yarattım. Konu bulmak gerekliydi sonra.. Öyle boş boş dursun diye yapmadım ya? Bu ara en çok neden bahsediyoruz diye düşününce konuyu da bulmuş oldum 🙂

Biz aslında bu ara en çok işlerden, ekonomiden, parasızlıktan, yeni fırsatlardan bahsediyoruz. Sonra sıkıntılardan kaçmak, para harcamadan güzel vakit geçirmek için dünyanın en popüler oyunlarından biri olan World of Warcraft’a kaçıyoruz. Bu ara en çok konuştuğumuz konuysa bu oyunun bizde bağımlılık yarattığı, daha az oynamamız gerektiği vs. vs.

Önce nedir bu oyun biraz ondan bahsedeyim. Oyun internet üstünde online oynanan, diğer oyuncuları da gördüğünüz, iletişime geçtiğiniz online multiplayer games dedikleri türden bir oyun. Önce girip kendinize bir karakter yaratıyorsunuz. Saçını, gözünü, cinsiyetini, kabiliyetlerini seçiyorsunuz. Pek keyifli bir iş gerçekten. Saçının rengini, kaşını gözünü değiştirmek, beğenmeyip başka türlü yapmak… Sonunda beğendiğiniz bir tipi yaratıp oyuna başlıyorsunuz. Herşey öyle gerçekçi ki.. Yarattığınız, isim verdiğiniz karakter bir dünyaya iniyor. Diğer kişilerin karakterleriyle konuşabiliyorsunuz, dans edip gülebiliyor, siz ne isterseniz onu yapıyor 🙂 Psikolog ve sosyologlara iyi bir inceleme konusu.. Eminim inceleyen de çok insan vardır… Neyse sonuçta oyunun amacı ne diye soracaksınız aslında bu tamamen size kalmış. Hayatın amacı ne ki? İşte hepimiz bir iş ediniyoruz, para kazanıyoruz, kazandığımızı harcıyoruz, yeni eşyalar, kıyafetler almaya daha iyi yaşamaya çalışıyoruz, paramız bitince ya da bitmesin diye bir yandan çalışmaya devam ediyoruz. Oyun da böyle… Tek farkı gerçek hayatta uzun zamanda erişebildiğiniz ödüller burada kazandığınızı hissettirir hızda elde ediliyor. Daha çabuk büyüyor oyuna göre level atlıyorsunuz, kıyafetler, fantastik diğer insanların özeneceği binekler, kıyafetleri gerçek hayata kıyasla daha az bir çabayla elde ediyorsunuz. Level 30’da bir binek sahibi olabilirsiniz oyunda gerçek hayatta da 30’lu yaşlarınızda bir arabanız olabilir. 30’lu yaşlara gelmek 30 yıl sürerken (yemeden içmeden oynayıp bir iki gün de sürebilirken makul ölçülerde oynayarak) 1-2 haftada level 30 olabilirsiniz. Bir zanaat sahibi olup yaptıklarınızı oyunda Ebay benzeri bir yerde satıp para kazanabilirsiniz. Bir nevi sanal hayat aslında. Arkadaşlıklar edinip, omuz omuza bir şeyleri başardığın, sonunda da ödülünü aldığın daha tatmin edici ama sanal bir hayat…

Şimdiden bağımlılık yarattığına hemfikir olmuş olabilirsiniz 🙂 Alkoliklerin inkar etmesi gibi gelecek kulağa ama gerçekten sadece konu olarak bunu seçtiğim için böyle ballandıra ballandıra anlatıyorum. Neyse.. Oyunda görev yapıp level’ınız yükselirken arkadaşlıklar kuruyor, hep birlikte oynadığınız kişilerle (insanın doğası gereği sanırım) bu oyunda guild dedikleri bir nevi klanlar oluşturuyorsunuz. Grubunuzu temsil eden ortaçağdaki şovalyelerin giydiği gibi tabard dedikleri bir bez parçası 🙂 giyiyorsunuz. Bir gruba ait olduğunuz da belli oluyor yani. İnsanlar sizi görünce bilinen bir grupsa grubunuz ona göre daha bir itibar gösteriyor. Gerçekten insanın içinde gizli kalmış ne kadar ait olma, bir şeyler kazanma, iyi şeylere ulaşma, bir şeyler yaratma, yarattıklarına değer verilmesi güdüsü varsa tatmin ediyor.

Gelelim asıl konumuz olan bağımlılığa… Geçen gün şirkette mutfakta öğle yemeğimi yerken diğer arkadaşların muhabbetlerini dinledim. İzledikleri dizileri büyük bir iştahla anlatıyor, izlemeyen arkadaşları izlemeye ikna etmeye çalışıyorlardı. Kendi ailemi düşündüm, onlarında izledikleri bazı dizileri… Eve gelince insanların alışkanlıklarını… Yemek yiyip tv karşısına geçmelerini… Hep savunduğum bir şey; hiç olmazsa benim oyunumda televizyon denen ışıklı pencereden farklı olarak insanlarla iletişime geçerek bir şeyler paylaşıyoruz… Tartışılır tabi… Oyun oynamayan tüm arkadaş ve akrabalarımla tartıştığımız bir konu… Diyorum ki ben de aslında sizin gibi işten eve gelince tv karşısında yemeğimi yiyorum, sadece siz dizilerinizi seyrederken ben o dizilerde oynuyorum. Dediğim gibi tartışılır… İnsan sonra düşününce peki bana ne katıyor diye çok fazla cevap da veremiyor. Epic (çok kıymetli) itemlar (balta, kılıç, kıyafet vb.) toplamış, çok hızlı binekler edinmiş olmanın gerçek hayatta bana ne faydası var? Eh okulda öğrendiğimiz, (ben 3 yaşında başlamıştım okula) kendi adıma okuduğum 20 yılda edinmiş olduğum bilgilerin ne faydası var? Eskilerin altın bilezik dedikleri bir zanaatım var mı oyundaki mücevher işçiliğim, terziliğim gibi diye düşünüyorum. Şu an çalıştığımız işler gibi değil de hani bir beceri, bir marifet, ele gelir bir şey. Ortaya koyup işte bunu ben yaptım diyeceğiniz, değerli, biraz kaba tabirle para kazandırır bir şey. Neyse… Sonuçta oyunu azaltıp diğer insanlar gibi tv karşısında çürümek pek cazip gelmiyor. Bakalım belki bu blog yazarlığı biraz dünyadaki günlerimizi keyiflendirir…

Okuyanlara teşekkürler 🙂

Related Posts with Thumbnails
1 2 4 5 6 7 8